Yargıyı Etkilemek

“Etkilemek”. Bu fiile takıldı aklım bu ara.

Gazetelerde “etkilemek” sözcüğünü görünce ergenliğe ilk girdiğim yıllar geldi aklıma önce. O vakitler tek düşündüğüm hoşuma giden kızları etkilemekdi. Tabi, benim fikrimin ne olduğu önemli değil, eylemimin ne olduğu ve daha önemlisi eylemimin neticeye ulaşıp ulaşmadığı önemliydi, değil mi?

Zaman geçti, biraz büyüyünce fakültedeki hocalarımı etkilemek istedim. Belki sınavlarda kanaat notu da verirlerdi… Belki birgün beni asistan yaparlardı…

Sonra iş hayatı. İş arkadaşlarımı, hele hele patronumu mutlaka etkilemeliydim. Ne de olsa yükselmek, daha iyi maaş almak hep buna bağlıydı.

İnsanları etkilemenin hayatımızda ne büyük yeri olduğunu ve bu eylemin gerçekleştirilmesinin ne de zor olduğunu düşünedururken şu geldi: Sahi ne demekdi bu “etkilemek” sözcüğü? Biliyor muydum gerçekten de anlamını?

Hemen Türk Dil Kurumu’nun İnternet’ten erişilebilen Güncel Türkçe Sözlük‘üne baktım. İki anlam vermiş sözlük. Şöyle diyor:

Etkilemek: (fiil)
1- Etkiye uğratmak, tesir etmek:

2- Karşısındaki kişiyi kendi duygu ve istekleri doğrultusuna yöneltmek.

“Etki” nedir diye baktım bu kez; şuymuş:

Etki: (isim)
1- Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir:

Peki ya “tesir” nedir? O da “etki” ile aynı şeymiş. (Tamam, yeter, uzatma Ertuğrul!)

Okuduklarımdan “etkilemek” fiilininin – kabaca – “bir kişinin bazı niteliklerinden ya da güçlerinden yararlanarak karşısındaki kişiyi kendi duygu ve istekleri doğrultusuna yönlendirmek” demek olduğunu anladım.

* * *

Bugünlerde nereye baksam, ne okusam yargıyı etkilemek konusunun konuşulduğna şahit oluyorum. İşte o sebeple taktım bu sözcüğe. Başbakanımızdan, köşe yazarlarımıza, iş adamlarımıza kadar herkes yargıyı etkilemekten bahsediyor ama hiç kimse yargıyı etkilemek nedir, yargı nasıl etkilenir anlatmıyor. İşte bu sebeple başladım düşünmeye, yargı nasıl etkilenir, acaba ben de yargıyı etkileyebilir miyim diye. Belli mi olur, belki günün birinde yolum düşer bir adliyeye. Şimdiden öğrenmekte fayda var yargının nasıl etkilendiğini.

Yargıyı etkilemek kolay iş olmasa gerek. Bir keresinde bir ağır ceza mahkemesinde staj yapmıştım kısa süreliğine. Çok sert bir adama benziyordu yargıç. Ödüm kopmuştu, çok çekinmiştim ondan. Demek ki bazı kişilerin bazı nitelikleri veya güçleri var ki, bu güçlerini kullanarak yargının işleyişini yönlendirebiliyorlar. Ben o kişilerden değilim kesinlikle.

Peki, tamam ama sorun ne burada? Sorun Türk Ceza Kanunu’nun 277. maddesi!

Bu madde şöyle diyor:

Yargı görevi yapanı etkileme

MADDE 277. – Bir davanın taraflarından birinin veya bir kaçının veya sanıkların veya davaya katılanların, mağdurların leh veya aleyhinde, yargı görevi yapanlara emir veren veya baskı yapan veya nüfuz icra eden veya her ne suretle olursa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kimseye iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.

Yani kanun, “yargı görevi yapanları” “davanın tarafları”, yani başta sanık olmak üzere, tanık, mağdur ve saire hakkında etkileyenleri hapse atarım diyor.

Kim bu yargı görevi yapan kişiler? Hakimler kesinlikle! Başka başka? Savcılar ve avukatlar da herhalde.

Peki ne şekilde etkilemeyi hapis ile cezalandırıyor kanun? “Emir verme”yi cezalandırıyor mesela. Hakimlere kimse emir veremez bildiğim kadarıyla, bu yargının bağımsızlığı ile bağdaşmaz. Savcı ve avukatlara -belki ve bazen- emir verilebilir sanırım. Emin de değilim doğrusu…

Kanun “baskı yapmak” yoluyla etkilemeyi de cezalandırıyor. Baskı yapmak zor kullanarak ya da zor kullanmakla tehdit ederek bir kişiyi birşeyi yapmaya ya da yapmamaya zorlamak demek. Yargı görevi yapanlara sıkıntı, güçlük, rahatsızlık verme gücü olan kişiler baskı yapabilir. Hakimleri, savcıları ve avukatları sıkıntıya sokacak güç, imkan her babayiğitte yoktur herhalde.

Kanun yargıyı, yargıya “nüfuz icra etme” yoluyla etkileyenleri de cezalandırıyor. Hadi bakalım, “nüfuz icra etmek” de ne ola? Gene baktım sözlüğe, nüfuz icra etmek söz geçirmek demekmiş. Yani baskı yapmıyorsunuz ama güçlü, sözü dinlenen bir adam olduğunuz için hakimler savcılar ya da avukatlar sizin sözünüze göre hareket ediyorlar. İşte kanun böyle kişileri bir davanın tarafları hakkında mahkemelere ne yapmaları gerektiğini söylemeleri halinde hapse atıyor.

Buaraya kadar iyi hoş ama bitmedi! Emir vermek, baskı yapmak, nufüz icra etmek tak başına yetmiyor 277. maddedeki suçu işlemiş olmak için. Yargı görevi yapanları etkileme fiilinin cezalandırılabilmesi için bir şart daha var: Bu eylemin amacına ulaşması da gerekli, yani hakimlerin, savcıların ya da avukatların hakikatten etkilenmiş olmaları gerekli. Nereden mi çıkarıyorum bunu. Çünkü etkilemeye teşebbüs etmek, yani neticesine ulaşmamış bir etkileme fiili sadece ve sadece hukuka aykırı bir şekilde gerçekleştirilmiş ise cezalandırılıyor da ondan. Tekrar bakın 277. maddenin ne dediğine:

…her ne suretle olursa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kimseye iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir…

Peki, bunca şeyi niye mi yazdım? Şunun için:

Bu aralar, sokaktaki adamdan devlet büyüklerimize kadar herkes sürmekte olan bazı davalar hakkında konuşuyorlar. Gazetelerden hergün okuyoruz söylenenleri. Bu kişilerin söylediklerinin yargı görevini sürdürenleri etkileme niteliğinde olup olmadığı yani bu kişilerin Türk Ceza Kanunu’nun 277. maddesindeki suçu işleyipi işlemedikleri de tartışılıyor. Ben de düşünüyorum… Acaba Orhan Pamuk’la ilgili davanın neticesi şöyle olmalıdır, Yücel Aşkın ile ilgili davanın neticesi böyle olmalıdır desem suç işlemiş olur muyum diye. Peki, ben değil de gazetelerin köşe yazarları birer birer kanaatlerini açıklasalar? Teker teker değil de toplu halde yapsalar bunu? TÜSİAD başkanı, Adalet Bakanı ya da Başbakan bu davaların neticesin ne olması gerektiği hakkında fikir beyan etseler?

Diyenler yargıyı etkileyecek güce sahip olmadıkça ve de (veya değil) dedikleri gerçekten de yargı mensuplarını etkilemedikçe suç olmazmış gibime geliyor. Yargı mensuplarının gerçekten de etkilenip etkilenmediğini tespit etmekse kimbilir ne kadar güçtür.

Peki ya teşebbüs meselesi? Fikir açıklamak tek başına hukuka aykırı bir fiil olmadığına göre o bakımdan da sorun olmasa gerek. (Hukuka aykırı başkaca fiil işleyenlerin, mesela gizli soruşturma dosyalarını kamuya açıklayanların durumu ayrı…)

Peki… Peki… Madem ortada suçluk birşey yokken niye tartışıp duruyor herkes 277. maddeyi?

İşte bu sorunun cevabını vallahi bilemiyorum. Herhalde 277. maddeyi yanlış okuyorum ben. Aklım çok karışık doğrusu….

Tabi, bir de TCK 288 meselesi var. O hepten şenlendiriyor durumu. Sadece 288. maddenin ne dediğini buraya yazmakla yetineyim şimdilik. Sonra ona da kafa yorarım…

Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs

MADDE 288. – (1) Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Ertuğrul Akçaoğlu