Elma İle Armutu Ayırmak

Sevgili arkadaşlar,

Az evvel Timuçin beyin son yazısını okudum. (Sanırım ben ona ilk adıyla hitap edebilirim, çünkü az da olsa tanışıklığımız var.) İlk yazısını da okumuştum. Sadece ilgili konu başlığı atında onun yazdığı yazıları değil, bu forumda yazılan bütün yazıları okudum ben, o yazılar yayınlandıkça. Bir önceki vebsitesi üzerindeki forumlarda yazılan hemen hemen bütün yazıları da okumuştum. (Dayanılmaz derecede manasız olanlar hariç.) Sekiz-dokuz yıldan beri AÜHF vebsitesi üzerinde yazılan hemen herşeyi okumuş, bir süre de o siteyi yönetmiş birisi olarak bir kaç söz söylemek istiyorum şimdi. Dilerim benim üslubumu beğenirsiniz(!)

Biz yıllardan beri elma ile armutu karıştırıyoruz hep. Sadece elma ile armutu mu? Portakalı, karpuzu; ne bulursak karıştırıyoruz. Uzun aşağıdaki yazı. Lütfen sabredin okuyun, anlayacaksınız elma ile armutu karıştırmanın ne olduğunu.

“Biz” dediğim kim miyiz? AÜHF forumlarında yazı yazan kişiler. Yeni forum sitesindeki üyeleri bilmiyorum ben. Sanırım şu anki üyelerin çoğu AÜHF öğrencileri. Elbette ben ve Timuçin bey gibi araştırma görevlileri ve bazı hocalar da var. Eski sitede bizim öğrencilerimizin yanı sıra mezunlar, başka hukuk fakültelerinin öğrencileri, lise öğrencileri ve epeyce de hukukla uzaktan yakından hiçbir alakası olmamakla beraber bir şekilde bu sitenin müdavimi olmuş meçhul kişiler vardı.

Sanıyorum ve umuyorum ki eski sitedeki forumlarda yazılan yazıların düzeyinin ne kadar içler acısı olduğu konusunda o yazıları okumuş (ve belki de yazmış) olanlarınız benimle hemfikirdirler. O yazıların hemen hepsinde ortak bir nokta vardı. İnternet’in sağladığı “sanal” anonim ruh haliyle olsa gerek, kişiler birbirlerine sataşmaktan başka hiçbirşey yapmıyorlardı. Azıcık bilgi birikimi ve muhakeme yeteneğine dayandığı söylenebilecek yazı göstermek neredeyse imkansızdı. Sitede yazı yazan bazı kişiler ipin ucunu o kadar kaçırmışlardı ki bahçede buluşup dövüşmek gibi zırvalıklar öneren yazılar yazmaya başlamışlardı.

İki ay kadar önce site yenilendi, forumlar sil baştan başlatıldı. Geçen iki ayda yazılıp çizilimiş çok fazla bir şey yok. Lütfen bir beş on dakikanızı ayırıp o yazılanlara bir kez daha göz atınız. Sitenin değişmesine, yeni üyelerin sadece bizim öğrencilerimiz olmasına rağmen düzeyde pek de bir artış olmadığını göreceksiniz. Türkçe’nin ne kadar özensiz kullanıldığını, karşılıklı atışmaların hemencecik başladığını göreceksiniz. Herbirimiz (belki şu anda ben de) diğerlerimize ders vermeye ne kadar da meraklıyız. Oysa ders verebilmek için önce dersin konusunu bilmek, sonra da o bilgiyi düzgün şekilde ifade edebilmek gerekmiyor mu? Senli benli konuşuyoruz, hiç tanımadığımız kişilerle. Hiç bilmeden, belki de umursamadan, birbirimize hakaret ediyoruz. Bol bol bağırıyoruz. (Hâlâ bilmeyen kaldı mı; İnternet’te yazışırken büyük harf kullanmak karşımızdakine bağırmak demektir!) Hiçbirimiz dilimizi tam doğru yazmayı bilemeyiz belki tamam ama bu forumlardaki yazılanlara birkez daha bakın lütfen; yazı dilimizi tek kelimeyle “katlediyoruz”. Daha da beterini söyleyeyim mi? Belki farketmediniz, umarım farketmediniz, bir üyemiz, başka koşullar altında “adam öldürmeye teşvik” sayılabilecek laflar etti bu forumlardan birinde daha kısa bir süre önce! Hukuk öğrencisi bunu yapan!

Aman arkadaşlar… Allah aşkına insaf biraz. Biz hukukçuyuz! Sokaktaki adam değiliz biz. Burası kahvehane değil! İfade özgürlüğü adı altında hekes önüne geleni, aklına eseni söyleyemez burada. Herşeyden önce ifade özgürlüğü kendini ifade edebilme becerisi gerektirir. Eğri oturup doğru konuşalım; ifade becerisi diye bir ders olsa, bu forumda yazanların çoğu sınıfta kalır.

Burada durup derin bir nefes alalım şimdi. Konunun ve de sorunun özüne yaklaşıyoruz çünkü…

İyi veya kötü birşeyler yazıyoruz, tamam. Peki okuyor muyuz yazılanları? Bence bu sorunun cevabı kocaman bir HAYIR. (Bakın, ben de bağırdım şimdi.) Okumak denen eylem anlama denen olguyla sonuçlanmıyorsa ona okumak denmez, bakmak denir. Beynin aktif olarak çalışması gerekir. Beynin çalışmasıyla kastettiğim, görüleni beyne kaydetme işlemi değil, okunanı muhakeme etme işlemidir. İçtenlikle inanıyorum ki, önceki paragraflarda yazılanları anlayan bazılarınız bu paragrafta ne demeye çalıştığımı anlamakta güçlük çekiyorsunuzdur şu an. Böyle düşünüyorum, çünkü, okumayı bilseydik, Timuçin beyin yukarıdaki ilk yazısını “okumuş” olsaydık, onun altında yazılı olan yazıları değil başka şeyleri yazardık.

Bu sorun sadece bu konu başlığı için geçerli değil. Diğer konu başlılarının hepsinde de aynı durum var. Örnek mi? Alın size bir başka konu başlığı altında benim başımdan geçen bir örnek:

Türk Ceza Kanunu’daki bir özel hakaret suçunu işlemekle suçlanan basın ve edebiyat camiasına mensup iki kişiyle ilgili haberlerden hareketle hakaret suçunun TCK’da yeri olup olmadığı konusundaki düşüncelerimi kaleme aldım geçenlerde. Sonra, AÜHF forumlarında o konunun tartışmaya açıldığını görünce o yazımı foruma aktardım. (Detayları bilerek yazmıyorum, dikkatiniz dağılmasın lütfen.) Yazım “okunmadı” hiç. Çünkü, “okunmuş” olsa idi, benden sonra o başlık altında foruma yazı yazanların “hakaret, şu anda olduğu gibi, ‘suç’ olarak kalmalıdır, çünkü….” ya da “hakaret ‘suç’ olmamalıdır, çünkü…” diye başlayan fikirler beyan etmeleri gerekirdi. Çünkü, yazımın konusu buydu; başka hiçbirşey değil. Ne oldu biliyor musunuz? Bir arkadaşımız, eminim ki gayet iyi niyetle ve yazdığı sözün ne anlama geldiğini bilmeden, benim fikirlerime, dolayısıyla da bana “lanet okudu”. Galiba, benim Ceza Kanunun’da yeri olmadığını düşünmeye başladığım “hakaret suçu”nu işledi bilmeden o arkadaş. Okusa, anlasa, konu üstünde düşünse, “lanet olası yazı” gibi bir ifadenin mevcut kanun hükümleri karşısında pek muhtemelen hakaret suçu olarak nitelendirilebileceğinin farkında olurdu çünkü; değil mi?

Uzun yazdım. Okumanın, anlamanın, ne hakkında konuştuğuınu bilmenin ve bir de kendini düzgün ifade edebilmenin önemini vurgulamaya çalışıyorum. Hepsi bundan ibaret aslında… Sıkıldıysanız yazının gerisini okumasanız da olur artık…

Hâlâ okuyor musunuz? Harika! Timuçin beyin, bu tartışmaya sebep olan ilk yazısını tekrar okuyun şimdi. Tekrar tekrar okuyun. Orada tek bir şey, yok yok tek değil, iki şey söylemiş yazar:

Birincisi, forumda Ermeni meselesini tartışmaya açmanın gereği yok diyor. Niye öyle diyor biliyor musunuz? Çünkü, o da benim gibi bu forumların mazisini biliyor. Tartışmanın anlamsız bir istikamete gideceğini biliyor. Bilen bilmeyen, yok yok, sadece bilmeyen bir sürü insanın bildik kalıplar içinde artık ziyadesiyle ezberlediğimiz sloganları tekrar tekrar yazıp duracağını biliyor.

Ben kendi adıma, Ermeni sorunu hakkında gazetelerde okuduğum kalıplaşmış sözlerin ötesinde tek kelime bile söyleyemem. Söyleyemem, çünkü, hem yerli hem de yabancı basını hergün düzenli izlememe ve basında konuyla ilgili çıkan haber ver yorumların çoğunu okumama rağmen konu hakkında hiçbirşey bilmiyorum. Bir tane bile tarihi çalışma okumadım. Bir tane bile belge görmedim. Bidiğim tanıdığım bir Ermeni bile yok. 1915 sorunlarını yaşamış, Ermenilerle çatışmış Türk, Kürt, Laz tanıdığım yok. Genel hukuk bilgisinin ötesinde ceza hukuku da bilmiyorum… Sosyoloji bilmiyorum. Usluslararası siyaset konularına ne kadar hakim olduğum şüpheli. Konu hakkında ne “hukuki” ne “tarihi” ne “sosyal” ne de “politik” görüş ifade edebilecek altyapım yok. Ha, gönlümden geçen, doğru olmasına inanmak istediğim bir görüşüm var elbet. Onu da yazma gereği görmüyorum buraya.

Haydi eller havaya şimdi. Kaçınızın konu hakkında ele avuca gelir bilgisi var? Kaç kitap okudunuz Ermeni sorunu ile ilgili? Tamam Türkiye Cumhuriyeti’nin yaklaşımını biliyoruz hepimiz, ama dayanaklarını biliyor musunuz siz? Peki ya karşı tarafın tezini okudunuz mu hiç?

Konu, daha pek çok dalın yanı sıra, hem ceza hukuku hem de tarih ile ilgili. Kaçınız tarih metodolojisi biliyorsunuz? Eminim ki hepiniz gayet iyi ceza hukukçularısınızdır, ona birşey demiyorum… Ama yeterli bilgi birikiminiz var mı gerçekten de? Bu konuda benim yok. Timuçin beyin de dediği bu işte. Bilmediğiniz konuda konuşmayın, diyor.

Birşey daha diyor ama. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp, diyor ve okuyup öğrenelim diye ilgili ve önemli konu başlıklarına işaret ediyor. Nesi kötü bunun? İzleyen mesajlarda vurgulanan kötü üslup nerede? Ben söyleyeyim: O yazının üslubunda yanlış hiçbirşey yok. Biz gerçek (bilgisizliğimiz) yüzümüze vurulduğu için bozuluyoruz. Alışmışız bilip bilmeden her konuda konuşmaya. Karşımızda bize laf edenler de genelde bilmeyen adam olduğu için karşılıklı atıp tutuyoruz umursamadan. Gün olup da bilen biri bir laf etti mi bozuluyoruz. Durum bu işte. Başka birşey değil.

Timuçin bey o yazısında Ermeni soykırımı oldu demiyor. Olmadı da demiyor. O, o konuda ne düşünüyor bilmiyorum ben. Bir başka yazısından anlaşılıyor ki geçen seneki Kriminoloji dersindeki öğrencileriyle paylaşmış Ermeni soykırımının olup olmadığı konusundaki kanaatini. Benim kanaatim doğrudur, sizinki yanlış da demiyor. O, sadece “ezbere konuşmayın” diyor. Buna mı bozuluyoruz arkadaşlar?

Şimdi, şu an, silkinip kendine gelme zamanıdır.

Ankara Hukuk Fakültesi sokak değil; biz, hiçbirimiz sokaktaki adam değiliz. Bu forumları da kahvehane olma durumuna düşürmememiz gerekir. Bunun için de şunları yapmamız lazım:

1- Öncelike sitedeki yanlış Türkçe kullanımına son vermeliyiz. Buna sitenin adını düzelterek başlamalıyız. “Forum alanı” denmez. Yerine göre ya “forum” ya da “forumlar” denir. Bunu daha evvel yazdım. İnanıyorum ki forumu yöneten arkadaşlarım derslerinden, sınavlarından fırsat bulduklarında bunu düzelteceklerdir. Sonra, kendimizi ifade ederken düzgün Türkçe kullanmalıyız. Düzgün Türkçe kullanmak, ağdalı yazmak demek değil. Cümlenin başını sonunu getirmek, alfabedeki yirmidokuz harfin hepsini kullanmak, sonra da yazım kurallarına olabildiğince uymak demektir.

2- AÜHF forumlarında hukuku ve hukuk fakültesi mensuplarını (öğrencileri, hocaları ve idari personeli) ilgilendiren konular tartışılmalıdır. Burada tartışılmaya açılacak konular doğrudan ya da dolaylı olabilir. Önemli olan okuyup yazarken tartışmanın özünün unutulmamasıdır.

3- Konular “hukukçu” gibi tartışılmalıdır. Çoğu kişi hukukçu sıfatının hukuk diploması almayla kazanıldığını zannetse de bu sıfat aslında hukuk nosyonunun edinilmesiyle kazanılır. Bu da analitik düşünebilmeyi ve düşünceyi hukuk terimleri kullanarak derli toplu şekilde ifade edebilmeyi gerektirir.

4- Hepimiz gazete okuyoruz. (Umarım…) Gazete bilgisi değerlidir ama kitap bilgisinin yanında son derece yüzeysel kalır. Bilimsel değildir. Köşe yazarları önemli ve değerli şeyler yazarlar ama onların yazılarıın büyük bir yan etkisi vardır. Aynen marketten aldığımız hazır yemekler gibi, çabuk tüketime hazır, tadı tuzu olmayan, adı fikir ama kendi pek de fikir dolu olmayan sloganlar verirler. Bizi kalıplar içinde düşünmeye(!?) zorlarlar. AÜHF forumlarında gazetelerden alınma düşünceler kendi fikrimizmiş gibi yazılmamalıdır. Sloganlara yapışılmamalıdır. Çünkü düşünce üretebilen bir insanının kalıplara, sloganlara ihtiyacı yoktur.

5- Nasıl iyi malzeme olmadan güzel yemek yapılmazsa bolca okumadan da düşünce üretilemez. Düşünmeden söylenen söze “boş söz”, söyleyene “boş adam” denir. AÜHF öğrencileri boş adamlar olmadıklarına göre forumlarda da boş söz yazılmamalıdır. Burada birşeyler yazabilmek için önce bol bol okumak, kitap okumak, sonra da iyice düşünmek gerekmelidir.

6- Tartışmalar medeni olmalıdır. Tekrar yazayım, tatışmalar medeni olmalıdır! Bizden öncekinin yazdıklarına cevap verirken, özellikle de yazdıklarını eleştirirken, o kişiyle değil, onun fikirleriyle çeliştiğinimizi unutmamalıyız bir an bile. Medeni insan karşısındakine saygı gösterir. Saygı, karşındakine “sayın” demekle gösterilmez…

İşte bunlara kafa yorar, özen gösterirsek, hiç gocunmadan ve bozulmadan, “yahu bize niye boş adam muamelesi yapıyosun, asistan oldum diye kendini bir şey mi zannediyorsun” ruh haline kapılmadan, sloganlara yapışmadan, karşımızdakine “ukala adam” diyerek saldırmadan, yazdıklarını “lanet yazı” diye aşağılamadan tartışabiliriz.

İşte o zaman, elma ile armut, portakal ile karpuz birbirinden ayırt edilir.

Sabredip buraya kadar okuduğunuz için çok sağolun. Şaşırttınız beni doğrusu. Lütfen kızmayınız bana. Dokuz köyden kovmayınız beni de Timuçin beye yaptığınız gibi…

Ertuğrul Akçaoğlu
10 Kasım 2005

İlk olarak AÜHF forumlarında yayınlanmış bir yazımdır.