Beyaz

Bir iki aydır saç, bir kaç gündür de sakal traşı olmamıştım. Kötü buranın berberleri; saç traşını aksatışım ondan. Sakal traşını ise tembellikten ihmal ettim doğrusu.

Dört gün önce gittim berbere. Adam makasını dolaştırdıkça başımın etrafında saç topakları omzumdan aşağı doğru yuvarlanıp durdular. Yerçekimini keşfetmesi için Newton’un elma ağacının altına uzanması şart değilmiş aslında; berbere gitse de olurmuş. Siyahtı çoğu saçların, daha doğuru koyu kahve, ama benim gözüm beyazlara takıldı. Epeyceydiler.

2000 senesinde Ankara’dan Amerika uçağına bindiğimde başımda tek beyaz saç teli yoktu. 2001 geldiğinde ise eşim, sadece bir iki beyaz var yanlarda, o kadar, diye oyalıyordu beni. Gerçek şuydu ki Amerika’daki ilk yılımda hayatımda ilk kez okul beni zorlamış, saçlarımın yanları ağarmaya başlamıştı. Eh, yıl 2005 şimdi, alıştım artık saçlarımın hem beyazlamasına hem de dökülmesine. Okul mu? Okul bana ben de okula alıştık artık.

Bugün, az evvel, yeni bir şey çekti dikkatimi. Banyoda ellerimi yıkarken aynadaki aksime bakıyordum. Sakalları kesme vakti gelmiş diye düşündüm. Ne de olsa yarın danışmanımla görüşmem vardı ve böyle salaş halde gidilmezdi görüşmeye. Birden çenemde parlayan birşey çarptı gözüme. Yemek artığı sandım. Elimle iteledim; gitmedi. Aynaya doğru şöyle bir eğilip, dikkatlice baktım bu kez. E, ne de olsa gözlerim de eskisi gibi keskin değil artık. Sağda astigmat var, solda miyop. O da ne? Çenemin tam orta yerinde, bir değil iki tane beyaz kıl. Aldım elime cımbızı; çektim hemencecik onları. Biliyorum, yanlış yaptığım. Gene çıkacaklar; hem de çoğalarak. Seneye kır sakallı bir adam olacağım. Olsun; n’apayım; umurumda değil ki…

Gene de ilk beyaz sakalımı farkettiğim günü bir kenara not edeyim dedim. Onun için yazdım bu satırları.

Itzhak Perlman’ın kemanından, ‘Firn Di Mekhutonim Aheym’ adlı bir parçayı dinliyorum şu an. İstanbul’da Boğaz’a karşı bir lokantada oturup, dostlarla beraber balık yeyip, rakı içesim geliyor. Oysa ben evde bir başıma ders çalışıyorum şimdi.